defne suman blogunda insanlık ayıbı diye bir yazı yazmış. iyi bir okulda, 13-14 yaş civarında bir kızın her gün sınıfın oğlanlarınca nasıl toplu tacize uğradığını ve sınıfçak bunu görmezden nasıl gelebildiklerini anlatıyor. çok da iyi ediyor. hep alt sınıflarla, istenmeyen milliyetlerle ilişkilendirilen tacizi içerden kolej kültürünün parçası olarak anlatıyor. okurken benim kafama takılan iki şey oldu:
birincisi, yazıda kendini bile suçlu buluyor, o kızdan özür diliyor,kendisini asla hoş görmüyor, ama bunu yapan oğlanları bir şekilde hoş görmeye devam ediyor. onları güzelliyor bir şekilde. sanki sandviç taktiği kullanıyormuş gibi geldi, yaptıkları korkunç şeyi onlara dair iyi hislerinin içine yerleştirerek, o oğlanların da bu yazıyı okuyup üzülmelerinin tek yolu buymuş gibi mesela. bunu yapan oğlanları düşmanlaştırıp herşey onlardan kaynaklanıyormuş gibi yapmasını da beklemiyorum elbette. ama yine de, dönüp dolaşıp "suç"u kendi bile olsa başka bir kadının üstüne attı gibi hissettim. ve medeti de kendisi ve diğer kızlardan değil daha çok oğlanlardan, adamlardan umdu gibi. bir de o ortamda o sonunda şikayet eden kızları ve onları dinleyen ailelerini merak ettim. sonuçta bu aptal döngüden onları sınıfçak bu ilişki biçimi kurtarıyor, o neydi acaba? "şikayet" pek muteber bir terim değil. bu ilişkiyi onore etmiyor. defne hanımın tacizi yapan oğlanlar da dahil çok sevdiği arkadaşları grubuna dahil değil sanırım bu kızlar. tacize uğrayan kızın olmadığı gibi. olaya yol açan şeyde de böyle bir dahil olup olmama meselesi var sanki. ikinci derdimi anlatırken açmaya çalışacağım.
ikinci derdim de şu, yazıya "anlatacağım hikaye istanbul’un iyi, çok iyi okullarından birinde geçiyor. okul nişantaş’ın göbeğinde, eğitimli, kültürlü, ilerici, modern ailelerin çocuklarını göndermeyi seçtikleri, disiplini ve zorluğuyla ünlü bir okul." diye başlıyor. bütün olanlar buna rağmen oluyormuş gibi. halbuki ben okurken bu iki cümlenin o taciz ortamını yaratan atmosfer konusunda çok belirleyici olduğunu düşündüm. şöyle bir şey demeyeceğim tabi: sizi gidi yoz modernler, toplumsal değerlerden uzaklaştınız bakın başınıza neler geldi vs... toplumsal değerlerin hayali niteliği bir yana, bunların bağlı olduğunun iddia edildiği en dindar ortamlarda da tacizden uzak bir ortam yaratılamadığını biliyoruz. modernliğin modern eleştirisi, diyelim cinsel devrim söylemleri için de aynı şey geçerli. mutlaka cinsel devrimi kendilerine verilmiş bir tecavüz ehliyeti olarak gören birileri çıkıyor. iki, hatta üç ortamda da bu çeşit -en hafif haliyle- tacizler en popüler, bu konuda -dinse din ilericilikse ilericilik- en iyi görünen kimselerce -erkeklerce- yapılıyor üstelik. bu yazıda da öyle birşey var. birinci derdimle yakından alakalı olarak, tacize uğrayan kızın gözünden bir "sizden biri" durumu. yani taciz en kültürlü en ilerici en modern çocuklar ya da onlar gibi olmak isteyen diğerleri tarafından onlar gibi olmak için yapılıyor --defne hanımın birincisinin devamı niteliğindeki ikinci yazısının sonunda yorum yazan özgür bunu mükemmelen anlatmış, kendini ağır şekilde taciz eden grubun elebaşısının aslında kendi kurbanlığını bu kızı kurbanlaştırarak aşışını yıllar sonra anlamış. ve örgülü saçları beyaz çoraplarıyla ve en çok da sessizliğiyle belki de o kadar da kültürlü o kadar da ilerici o kadar da modern olmayan bir kıza -ya da başka özellikleriyle yine bu ideale uymayan başka bir kıza ya da oğlana- yapılıyor. klasik kızın aranması yaftasının yanında bir de bu var sanki. kolej konusunda sayılan "iyi" özellikleri okurken, bu görüntünün kolej ortamının olmazsa olmazı olan kendinden olmayanı küçümseme, modernlik yarışı ve paranın milliyeti ve cinsiyetinden kaynaklanan iflah olmaz bir muhafazakar nüve gibi özelliklerinin üzerindeki örtü olduğunu da görmeden etmek istemiyorum. bu nüve, öğrencisi olan kızların sessizliğini aslında erişilmek istenen modernliğin bir parçası değilmiş gibi kurgulasa da, o kapıya çıkıyor. defne suman da bence bu yazıda kendini değil o kızı sessiz sanarken kendisinin de sessiz olduğunu fark etmesiyle yüzleşiyor... (yine kızların sessizliğine bağladım, aferim bana)
elif

4 yorum:
Zevkle okudum bu yazıyı. Benim farketmediğim bir çok noktayı şıp diye görmüş yazar kişi. Evet biz vardık, daha modern, daha uçuk, oğlanlarla arkadaş olabilen bizler. Bir de onlar vardı, beyaz çoraplı, örgülü saçlı, çekingen, kızlarla arkadaşlık etmeyi seçen. Ve tahmininizde haklısınız, sonunda olayları anneleri babalarına şikayet eden de o sessiz kızlardan biriydi. O kızlar ayrı kaldılar bizden, biz oğlanlara hep daha yakın kaldık. Bakın kendi tavrımı eleştirirken, hala oğlanlara yakınlığım ile tanımlamışım ben kendimi farketmeden...
Keskin gözünüze, kaleminize sağlık...
Defne Suman
evet yine bağlamışsın kzıların sessizliğine:) afferim sana, ya ben yazıyı çok hızlı okudum, biraz bu tür itiraf yazılarında çok canım sıkılıyor ve rahatsız oluyorum. ay sen neden öyle değildin diyorum, sinirleniyorum. belki ben de kolejden geldiğimden ve de bu kızları bildiğimden, evet bir de bu kızların arasında da feminizmler var, herhalde bu damar onları bu tür neredeyse pronografik gördüğüm yüzleşmeye götürüyor. İşin enteresan tarafı o kız fatma ismini kaybetmiş, defne hanım hatta haydi hanımlar filan diyor, ne acayip bu tür kızlara biz de bir avuç insan onlar derdik, genellikle tacize uğrayıp bir de üstüne bunların tabiri caizse kabadayılıklarını izler tahammül ederdik...neyse bence dediklerinde yerden göklere kadar haklısın.
en çok da şu moderenlikle ilgili dediğin şeyler çok doğru, çirkinlik-güzellik hani ergenikte önemli şeyler oluyorlar ya bunlar, kısaca bu güzellik rejimini düzenleyenler de bir taraftan bu taciz hali. ben fatma değilim, zira saçımı ortaokulda annem örmeyi kestiydi, çok güzel kavga etmiştik:) ama fatma gibi gördükleri yani senin bahsettiğin sen farklısın, bizim gibi de burjuva değilsin ki değildik- halini yaşadığımı hatırlıyorum. ama benim gibi üç beş kız vardı gerçekten de ve biz birbirimizi bulmuştuk ... liseden mezun olduğum gün çok sevinmiştim. düşün o kadar zulüm gibi geçmişki bu tür bedensel çatışma halleri bir daha kimseyle görüşmedim oradan midem bulanırdı, hala da sokakta görünce midem bulanıyor, annem hiç anlamıyor bunu. o yüzden ben şimdi defne hanıma kendi çapımda kinleniyorum, görseymiş, arka çıksaymış savunsaymış, biz biribirimzi savunmayı dayanışma halini orada öğrendik. sonradan bile aymışsa, bu şekilde yazması bu dil ve üslüp hani kendine dönüp bakıyor ya günah çıkartmaktan öteye gitmiyor. ve beni kızdırıyor. hele ki diğer davalara kolejden çıkıp bağlaması daha da mide bulandırıcı bence. günah çıkartmak demişken, kendisi başka bir iktidar oluyor bunun üzerinden, yani o zaman ben de masum değilim ama yine de feministim demiş oluyor. bu ne cüret diyesim var benim. hatta belki de kendi feminizm dediği şeyi başkalarını sessizleştirmesi üzerine kuruyor. tuhaf da olsa bir nemalanma hali. bence az bile yazmışsın:)
bir de yeri gelmişken, rıza meselesinde de, kız rıza gösterse de ne olur, ama yazı öyle bi dışarıdanlık kuruyor ki, ben anlamıyorum. bir kadın tacize uğradım diyorsa bence uğradığı şiddet açıktır, bunun için rıza göstermiş bile olabilir başta sonda veya ortasında ama bu her ne yerinde olursa olsun taciz olduğu gerçeğini değiştirmez ki. öyle adlandırması yeterli. yok şahibeli olması yok olmaması nedir bu yani fatma belki de aşık o oğlanlardan birine ama ne o saçları örülü diye veya kendisinden güzel diye mi kıskanmış anlamadım ki ben...
bu yorumu, elifçim yazın üzerine yazmıştım henüz daha defne hanım efendinin ikinci yorumunu görmeden... şimdi görünce bir kez daha üzüldüm desek yeridir. zira, erkeklerle yakın olmanın bir meziyet olduğu tuhaf bir kadın erkekliği gördüm ikinci yorumunda. herhalde erkeklere yakın olmak fatmalara karşı kendilerini daha mı güçlü hissetirmiş. mesele kızların kızlara erkeklerin erkeklere yakın olması değil, hangi kızların hangi erkeklere yakın olması zira burjuvazi bu tür birlikteliklerle kuruluyor. ben defne hanım efendididen daha başka türlü birşey bekliyorum, illa konuşuyorsak polemik yapmadan mesela, ne yaptığı değil de günahını vermesini değil de ne yapacağını merak ediyorum.zira şu yorumların ve kendi yazısı hala ne yaptığını anlatıyor ve yapmaya hatta aynı şiddeti üretmeye devam ediyor. beyaz çoraplı kızlar diyebiliyor hala mesela... bu cüret hali ve bu şiddeti hala bu tür kelimelerle anlatabiliyor olmak hali, bunu bile değiştirmemek tembelliği beni kızdırıyor, zira şiddeti kendi yazısında ve yorumunda bile normalleştirmeye devam ediyor. çok istiyorsa kendisi gibi kadınlara yazsı mesela başka birşeyleri değiştirsin filan ama sessizleştirmeyi artık kessin lütfen ben dayanamıyorum. şunu da diyeyim, kendisine direkt yazmak istemiyorum, o beyaz çoraplı diye adlandırdıklarından biriyim herhalde, o yüzden de benim ismimi bile kaybeden bir kadına direkt yazmayı doğru bulmuyorum. o yüzden de sana yazıyorum, yazılara yazıyorum. kendisi ne zaman isim örenmeyi bir kadını çorap rengi dışında bir yerinden tanımayı öğrenirse, o zaman belki benim de bir ismim olur onun için ve ona özel.ama bundan vazgeçmesi gerekiyor. bunun için önce kendi ismini de kaybetmesi lazım herhalde. kendi isminin yanına zavallı gördükleri yanında kendini sorgulayan bir kadın ismini daha eklemeden.... belki kendi gördüğü şiddeti görebilme cesaretini eklemesi gerekiyor. buna dayanabilir mi bilemem...
Blogunuzu yeni keşfettim ve feminist anneler arasındaki bu dayanışmadan dolayı çok mutlu oldum. İki satır da olsa bir şeyler yazıp bunu belirtmek istedim:)
Sevgiler.
Yorum Gönder