kumaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kumaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2013 Cumartesi

kumaş parçaları


Fotoğraf

kumaş parçaları çocukken en sevdiğim oyuncaklardan biriydi. bebekler öbürü. kumaş parçaları bebeklerin tamamlayıcı öteki. bedava ama evinde dikiş dikilen evlerin oyuncağı bu anca gerçi. anneni anneanneni içinde gördüğün elbiselerin kumaş halleri. bebeklerini öyle bir sarabilirsin ki anneni ve anneanneni yeniden düşünebilirsin. ve böylece kendini.

sonra köye gitmiştim. babannemden de kumaş istemişim. ona da ulaşabilmeyi dilemişim. köyde ekstra kumaş ne gezer. atmış beni başından tabi. kendi düzenli ziyaretlerinden bir başkasına gelmiş olan yengem eteğini yırtmış bana bir parçasını vermiş. sağol yenge. bu benim hala en sevdiğim oyuncağım, ama bulabilmenin değerini yeni anladım.

17 Nisan 2013 Çarşamba

bebek ve çocuk kıyafetlerinin devirdaimi

ilk kez bir bebeğin ne zaman ne kadar büyüyeceğini ve ne kadar hızlı büyüdüğünü hesaplayamadığımda elime geli geli veren tulumlar, çıtçıtlı bodyler için arkadaşım gökçe'nin ellerinden öperim. sonra böyle sürdü bu, ben de onları bizimkileri ekleyerek başka bir arkadaşıma verdim, artarak geri döndü, sonra başka bir arkadaşıma, sonra başka bir arkadaşıma... ikinci bebeğim doğduğunda cinsiyetine uygun ve yenilenmiş haliyle bu kıyafetler yine bana döndü. sonra süreç aynen devam etti. biz de küçükken birbirimizin kıyafetlerini giyerdik bizimkilerin arkadaş ve akraba çevresi çapında. saymayı da severdik hangi kıyafet kime ait. kardeşim bir gün demişti: "tişört ali'nin, şort elif'in, sandaletler pınar'ın, bacaklar benim!" ne güzel ki yirmi beş seneye varan boşluktan sonra artık etrafta bebekler var ve şimdiden bir ağ yaratıyorlar :)

neyse, meğer bunun kurumsallaşmışı varmış: http://bebedonusum.blogspot.com/

ama daha az kurumsallaşmışı, yüzyüzesinin de daha şeffaf ve duygulu olduğunu düşünürsek: ankara bazlı kıyafet, kaliteli kitap, doğal oyuncak, çocuk mobilya (hatta fikrin ve paylaşımın merkezi olacak dolabın sahibi irem ne der bilmem ama bence çocuklulukla ve büyümeleriyle değişen bedenler göz önünde bulundurulduğunda anne-kıyafet) paylaşabileceğimiz bir ortakdolap oluşmakta. üye olmak için: ortakdolap@googlegroups.com 

28 Aralık 2010 Salı

dikiş



konumuzla doğrudan alakası yok tabi ama aşağıdaki bebek taşıyıcılarından tutun örtülere ve kolay ve frikiksiz emzirmeyi sağlayan kıyafetlere kadar daha pek çok şeye lazım doğrudüzgün çalışan bir dikiş makinesi... benim yedi senelik bir singer marsım var ve doğrudüzgün çalışmıyor uzun bir zamandır. bir dahaki sefere singer almayacağım. jenome falan alıcam galiba. tavsiyesi olan?

6 Mayıs 2010 Perşembe

halkalı bebek taşıyıcı



halkalı bebek taşıyıcı, nam-ı diğer ring-sling
bugün iki metreye bir metrelik bir kumaşın ucuna iki yedi santimlik güçlü halka dikip yaptım sonunda. gerçekten yeni doğan taşımak için etkili bir yöntem gibi. yalnız bir türlü emin olamıyorum boynu emin mi diye (bakınız: annelik ve delilik)... şurada muhteşem güvenlik önerileri var. ve mesela şu sitedeki fotoğraflara uygun giyildiğinde sorun yok görünüyor.


resimdeki gibi bişey.
(bu kadın sevdiğim birkaç kadına birden benziyor, ne güzel gülümsüyor)

neyse taşıyıcıya dönelim.
sadece en dekoratifi değil diğer taşıyıcılar arasında yeni doğana en uygun taşıyıcı da bu halkalı olan gördüğüm kadarıyla.

sırada dört metreye 65 santimlik bir penyeyle kendime bebek bağlama denemeleri var. yapılmışı da şurada var. haydi hayırlısı.

geri dönüş: bu ikinci versiyon sar sar bitmiyor ama çok daha güvenli hissettiriyor çünkü halka dikişigibi şeyler yok. dikiş hiç yok ve bağladığın yer de senin kontrolünde ve elinin altında. kat kat sardığın için farklı dayanak noktaları var ve çok farklı pozisyonlarda bebeği ve anneyi rahat ettirebiliyor. çocuk biraz büyüdükçe kısaltılabilir de. çünkü artık kendi kendini tuttuğu için fazla ihtiyaç yok dayanaklara. yalnız o yaşta bir çocuk neden kucağınızda durmak istesin bilmem :)

bu ikinci versiyonun sevdiğim bir tarafı da şu oldu: o dört metrelik kumaşı ortadan kesince diğer yarısını da başka bir arkadaşa hediye etmek mümkün.

13 Mart 2009 Cuma

ören bayan

daha önce de yazmıştım; genç bir kızken ev işlerini öğrenmemek için uğraştım: yemek, örgü, temizlik. hepsini değersizleştirdim gözümde. tüm özgür kadınlar da öyle yapar sanıyordum. 19 yaşımdayken sınıfımıza bizden daha yaşlı (!) bir kadın (o da 25 falan olmalı), öğrenci olarak geldi. hapisten yeni çıkmış, üniversite affıyla okula dönmüştü. evlenmiş, boşanmıştı. tanıdığım en “özgür” kadındı; ama örgü örüyordu. şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. hemen bu durumu sorgulamaya başladım. bana örgüyü hapiste öğrendiğini, orda herkesin örgü ördüğünü, örgünün ruha iyi geldiğini anlattı. peki hapse girmeden önce de örerler miydi?

bir gün, penelope’nin öyküsünü okudum. penelope, kocası savaştayken malına-mülküne-kendisine göz koyan taliplerini oyalamak için örgüye başlar. erkeklere, örgü bitince, içlerinden birini seçeceğini söyler. çilesi geceye kadar ördüklerini sabaha kadar sökmesi, aynı işi sürekli tekrar etmesidir. odysseus’a göre bu çile, penelope’nin sadakatidir. aslında çile, kadın işleriydi. örmek kadınların boynunun borcuydu. kadınları böylesine meşgul eden, tüketen işleri olmasa bir yere bağlanıp kalırlar mıydı? yoksa alıp başlarını, çocuklarını, şişlerini giderler miydi? sadakat neydi? tekrar etmek, iplere dolanmak, hep orda kalmak değil mi? zaten “özgür kadın” örse örse hapisanede örerdi.

ilk çocuğuma hamileyken ilk kez elime şişleri aldım. kocaman karnımla zaten bir yere gidemiyordum. kalmak kader gibi olunca örmek zorunlu galiba. bari işe yarar bir şey olmasın, nasıl olsa pek çok kadın onları yapacak diye bebeğe çanta örmeye başladım. kocaman, sâkil, cart pembe bir çanta ördüm. öyle beceriksizdim ki, çantayı omzuma takınca yere değiyordu. üreyen ip sıraları sevimliydi gerçekten. bir alttan bir üstten hep aynı deliğe batmak. örmenin verdiği mutluluk, huzur gerçekti.

örgünün arketipsel bir sembol olarak başka anlamları da olduğunu biliyorum şimdi; örümceklerin neden kadın olduğunu. örümcek kadının öpücüğü de ne şahane filmdir ya. örmesek peki, hayatları, kuşakları, insanları kim birbirine bağlayacak? bıraksak biraz dağınık kalsa! biz “kurtlarla koşmaya” gitsek...